Siyasetin Ahlaki Erozyonu: Arınma Çağrısı mı, Algı Operasyonu mu?

24.11.2025 - Pazartesi 14:38

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Güney Afrika’daki G20 Zirvesi dönüşünde sarf ettiği bir cümle, siyasetin gündemini yeniden alevlendirdi:

“Sayın Kılıçdaroğlu da görüyoruz ki; koyunlarında besledikleri yılanlardan rahatsız olmuş ve isyan etmiştir.”

Kısa ama keskin bu ifade, yalnızca bir kişiye değil, bir anlayışa yöneltilmişti. Erdoğan’ın bu sözleri, CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yayımladığı “arınma” temalı video mesajına bir yanıttı.
Fakat bu yanıt, basit bir polemikten öte, siyasetin derinlerinde süregelen ahlaki çatlağın yeni bir göstergesi gibiydi.

Kılıçdaroğlu’nun Mesajı: Vicdan mı, İsyan mı?

Kılıçdaroğlu, videosunda CHP’nin kendi içinde bir “temizlik” sürecine girmesi gerektiğini söyledi.
Rüşvet, yolsuzluk, çıkar ilişkileri… Hepsine karşı sert bir çıkış yaptı.
Açıkça isim vermedi ama mesaj açıktı:
Parti, halka umut olacaksa önce kendi vicdanını temizlemeliydi.

Bu açıklama, parti içi dengeleri sarstı.
Kimileri bu çıkışı “gecikmiş bir yüzleşme” olarak değerlendirirken,
kimileri “yenilgi sonrası hesaplaşma” olarak yorumladı.

Kılıçdaroğlu aslında bir gerçeği itiraf ediyordu:

> “Kaybettik, ama asıl kaybımız değerlerimiz oldu.”

Erdoğan’ın Cevabı: Metaforun Arkasındaki Strateji

Erdoğan’ın “koyunlarında besledikleri yılanlar” sözü, alışıldık bir siyasi benzetme değil.
Bu cümleyle, Kılıçdaroğlu’nun yıllarca koruduğu, büyüttüğü siyasi yapıların
bugün hem partiye hem de kendisine zarar verdiğini ima etti.

Ayrıca bu söz, CHP’nin yönettiği bazı belediyelerle ilgili yolsuzluk iddialarına da gönderme taşıyordu.
Erdoğan bu iddiaları hatırlatarak, Kılıçdaroğlu’nun “arınma” çağrısını kendi siyasal üstünlüğünü pekiştiren bir argümana dönüştürdü.
Yani hem eleştirdi, hem de dolaylı biçimde “hak verdi”.

Bu strateji, klasik Erdoğan tarzıydı:
Rakibin iç tartışmasını büyüt, dışarıdan “gerçeği gören lider” imajını güçlendir.

Siyasetin Yeni Alanı: Ahlaki Üstünlük Mücadelesi

Bugün siyaset sadece ekonomi, güvenlik ya da kimlik üzerinden yürümüyor.
Yeni mücadele alanı “ahlaki üstünlük”.

Kılıçdaroğlu “temiz siyaset” diyerek kendi vicdanına sesleniyor,
Erdoğan ise aynı kavramı “biz zaten temiziz” mesajına dönüştürüyor.

İki taraf da aynı kelimeleri kullanıyor, ama farklı anlamlar yüklüyor.
Bu da siyasetin dilini dönüştürüyor.
Artık seçmen, sadece kim ne vaat ediyor diye değil, kim daha dürüst görünüyor diye karar veriyor.

Ama işte tam bu noktada kritik bir soru beliriyor:
Gerçekten kim arınıyor, kim sadece yıkanmış gibi davranıyor?

Özetle; Aynada Kim Var?

Kılıçdaroğlu, partisinin aynasına bakmaya cesaret etti.
Erdoğan ise o aynadan yansıyan çatlağı siyasi fırsata çevirdi.

Bir yanda iç hesaplaşma, diğer yanda bu hesaplaşmadan doğan propaganda.
Sonuçta kazanan, belki de kimsenin tam anlamıyla temiz çıkamayacağı bir “ahlak savaşının” gölgesinde şekillenecek.

Türkiye siyasetinde artık gerçek soru şu:
Ahlaki üstünlük gerçekten kimin elinde — yoksa herkes aynı aynaya farklı yüzlerle mi bakıyor?

Naz Tuana Doğdu

YORUM YAZ